Yayla; geleneksel Türk kültürünün Orta Asya’dan getirip günümüze sunduğu göçebe hayatın bir parçasıdır. Yaza doğru insanlar yayla özlemini dillerinden düşürmezler.
Sevdanın filizlendiği özlemlerin kabardığı yaşama isteğinin güçlendiği bir hayattır yayla. Ahşap evleriyle, taş duvarlarla çevrilmiş bahçeleriyle, kendine özgü oluşan folkloruyla dönme kuymağıyla bir başkadır yayla!
Of halkının yaylacılık geleneği çok eskidir. Bu gelenek günümüzde amaç değiştirerek devam etmektedir. Eskiden yaylacılık hem maddi imkânlar elde etmek hem de sağlıklı bir ortamda yaşayabilmek için yapılırdı. Günümüzde dinlenmek ve eğlenmek amacı daha ağır basmaktadır.
Yaylaya çıkma durumu olmayan aileler köylerine yakın dağlara çıkarlar kendilerine orada küçük evler yaparlardı. Bu gelenek günümüzde az da olsa devam etmektedir. Bu geleneğe “Mezere Yaylacılığı” adı verilir.
Eskiden yaylacılığı ilçemizde mecbur kılan iki ana unsur vardı.
Köylerde sıtma hastalığının yaygınlığı
Köylerde mevsimin sıcak geçmesi, sıtma hastalığının yaygın oluşu nedeniyle insanlar sağlıklı kalabilmek için kuru ve temiz havası olan yaylalara göçerdi. Yaylalarda elde edilen yağ, yoğurt, süt, kaymak, bal sıtma hastalığına karşı şifa kaynağıydı.
Hayvancılık
Hayvancılığın yaygın olduğu dönemlerde ilkbahar mevsimi yaylalara göç için hazırlıklar yapılırdı. Mayıs ayı yaylalara çıkma ayıdır. Meralarda hayvan yaymak, ot biçmek ve benzeri işlerle yaylacılık Eylül, Ekim aylarına kadar sürerdi. Bugün ise hem sağlık hem de eğlenmek ve dinlenmek amacıyla yaylaya çıkılır.
Eskiden beri yaylacılık Oflu için bir özlem, bir tutku olmuştur. Mayıs ayının son haftaları; inek buzağıyla, koyun kuzusuyla, keçi oğlağıyla yıkanmış, süslenmiş nazar almasın diye nazar boncuğu, salyangoz kabuğu takılmış bir halde yolculuğa başlanır. Müzikal bir orkestra eşliğinde